KORKU KÜLTÜRÜYLE YÖNETMEK

10.04.2015 18:16

Korku nedir? Türk Dil Kurumu'nun (TDK) yaptığı tanımlamaya göre; korku, "kötülük gelme ihtimali, tehlike ve tehlike karşısında duyulan kaygı ve üzüntü" şeklinde tanımlanmaktadır.

Korku, yaradılış olarak insanın içsel dünyasında var olan bir duygudur; yukarıdaki tanımda belirtilen durumlarda kendiliğinden sirayet eder. Bu duygu aile, iş yeri ve ülke yönetiminde insanları yönetmek için de kullanılabilir. Buna da "korku kültürü" adı verilir. Korku kültüründe "güçlü ve güçsüz" vardır. Gücü elinde bulunduran kimse ya da kimseler her şeyi, herkesi kullanmak isterler. Doğan Cüceloğlu'nun tanımlamasına göre korku kültürü; güçlünün güçsüzü ezdiği, kullandığı dünya anlayışıdır(1).

Korku kültüründe ceza sistemi hakimdir. Korku kültürünü yayan kimse ya da kimseler ceza metoduyla istediklerini dikte eder, yaptırmaya çalışır ve kontrolü ellerinde tutmak isterler. Demokrasi denilen kavram kısmen askıya alınmıştır bu kültürde. Demokrasi bir bakıma otoritenin kendisi olmuştur artık. Otorite konumunda bulunan kimse ya da kimseler hesap vermek zorunda değillerdir bu kültürde.

Korku kültürünün hakim olduğu toplumlarda iletişimde de kısıtlanmalar meydana gelir. İnsanlar düşüncelerini beyan etmekten çekinirler. Korku kültürünün oluşmasını sağlayan otoritenin her yaptığının sorgulanamaz ve eleştirilemez olmasından rahatsızlık duyarlar.

KORKU KÜLTÜRÜYLE YÖNETİLEN ÜLKELER

Korku kültürüyle yönetilen ülkelerde güç sarhoşluğuna kapılmış yöneticiler ülkeyi yönetirler. Bu yöneticiler her ne olursa olsun kendi kararlarının en doğru olduklarına inanır, aksi düşünce ve eleştirileri zinhar kabul etmezler. Hatasız olduklarını ve her yaptıklarının ülke menfaati için olduğunu savunur, toplumun da buna inanmalarını isterler. Bunu da ceza sistemini devreye sokarak yapmaya çalışırlar.

Korku kültürünün yaygın olduğu yönetimlerde insanlar kendilerini yönetmeleri için seçtikleri kişilerin yanlışlarını devreye sokulan ceza sistemi hasebiyle dile getirmeye çekinirler. Bu kültürün sirayet ettiği ülke yönetimlerinde TV ve basının kontrol ve baskı altına alınma durumları da ortaya çıkabilir. Gazeteci ve yazarlar yazdıkları eleştirel haber ve yazılardan dolayı cezalandırılmaya ve linç kampanyasına tabi tutulabilirler.

AİLE İÇİNDE KORKU KÜLTÜRÜ

Ülke yönetiminde olduğu gibi aile içi iletişimlerde de korku kültürü olabilir. Aile içinde bu kültürü oluşturan genellikle evin reisi olarak sıfatlandırılan babadır. Yer yer anne de bu kültürü kullanır. Anneler genellikle çocukları üzerinde kullanırlarken, babalar hem anne hem de çocuklar üzerinde kullanırlar.

Korku kültürüyle yönetilen bu ailelerde sevgi yoktur. Korkunun adı saygıdır. Fakat buradaki saygı sözlükteki gerçek manasından uzak bir saygıdır. Sevgiden değil, tamamen korkudan kaynaklı bir saygı olacaktır. Aile içindeki bu korku kültürü anne, baba ve çocuklar arasında bir iletişim eksikliğine sebebiyet verecektir.

Korkuyla aileyi yönetmeye çalışan baba kimsenin fikirlerini dinlemez, gerek çocuklarına gerekse eşine değerli olduklarını hissettirmez. Eğer onları dinler, adam yerine koyarsa otoritesinin sarsılacağını ve sözlerinin dinlenmeyeceğini düşünür. Bu aile yapısı içinde de demokrasi askıya alınmıştır. Demokrasi sadece babadır.

SONSÖZ:

Korku kültürüyle yönetilen ailelerde özgüvenli, kendinden emin, kendini değerli hisseden bireyler yerine; korku kültürünü benimsemiş, sorgulamayan, merak etmeyen, özgüveni eksik kişiler yetişecektir ve onlar da bu geleneksel aile yapısını sürdüreceklerdir.

Korku kültürüyle yönetilen ülkelerde ise farklı fikirler ortaya çıkmayacaktır. Farklı düşüncelerden oluşan zenginlikler olmayacaktır. İnsanlar tek tip düşünmeye zorlanacaklardır. Ve ülkemizde de bu geleneksel korku kültürü yapısı sürdürülmektedir.

KAYNAK:

(1) Doğan Cüceloğlu, İletişim Donanımları, Remzi Kitabevi (49. baskı), Sayfa 150