ÇAKMAK BİLE OYNUYORDU SENİNLE

20.06.2015 16:55

Öyle içine attın ki bazen, beklerdin acının dinmesini. Her şeyin normale döneceğini düşünürdün. Acaba dönecek miydi?

Acının içinde bir kuş gibi çırpına çırpına boğulmak o kadar kötüydü ki, her gün anlamsız gelirdi sanki sana. Kaybettiklerin, hataların örterdi zihnini kara bir çarşaf gibi. Savunmasız kalır, savunma mekanizman parçalanırdı.

Bu zamanda bir dost, bir sevgili bulabilirdin kendine; ama seni anlayabilecek insanı bulman çok zordu.

Dostlarının senin için bir planı olması gerekirdi. Acaba dostlarının bir planı var mıydı içki içtiklerinde, balık tuttuklarında, mangal yaktıklarında ya da bir mekana gittiklerinde sigaralarını tüttürürlerken sanki ölmüşsün gibi anmaktan başka?

Yazık oldu bir sürü hayaline. Oysa ne kadar güzel hayallerin vardı senin de. Şimdi ise kendinle başbaşaydın, tıpkı Nuh Tufanı gibi büyük bir tufandan çıkmışken.

Belki de geçecekti tüm bunlar. Daha iyi olacaktı her şey. Öyle miydi sahiden, geçecek miydi?

İnsanlar seni anlamasa da, acılarını paylaşmasa da, sen acı içinde yaralı bir kuş gibi ciyak ciyak bağırırken onlar kendi hayatlarını yaşasa da bir çöp poşeti gibi terk edilmişliğin vermiş olduğu sarhoşluk seni uçuruma itmeye devam etti. Bütün bu düşünceler arasında iyi olmaya ramak kaldı belki de.

Bir yanıt, bir mesaj alamıyordun hayattan oysa. Kimseye anlatamıyordun da. Anlatabildiklerin de uzaklaşıyordu senden bir uçağın semada gözden kaybolması gibi. Acaba hala deli miydin?

Aslında bu çırpınış satırlarının arasında bir umut saklıydı anlayabilene. Belki de bir çaresizlik, bir hüzün saklıydı. Hep bir bekleyişti. Hayaller arasında kayboluş saklıydı birbirinden bağımsız gibi gözükse de kelimeler.

Sonsuzluğa uzanmak isterdi bazen insan, bazen bir sürgün olmak... Güzel diyarlarda tutmak isterdi en sevdiklerinin ellerinden. "Neden böyle oldu?" diye sorgularken bak ne haldeydin.

Belki de her şey seni bekliyordu meczup bir yolcunun gelmeyecek olan treni beklemesi gibi. Daha iyi olmanı, değişmeni ve korkularından sıyrılmanı bekliyordu.

Sürekli yakınıyor gibi dursan da aslında yakınış değildi bu söylediklerin. İçinden çıkamadığın labirentin anlatış biçimi, aynı zamanda yaşadıklarının tasviriydi.

Sen anlamazdın süslü sözlerden, herkesin hissettiklerinden belki de.

Çok mu saçmaydı söylediklerin? Bir deliyi anlamak çok mu korkunçtu? Yoksa herkesten kaçış bir yol muydu? Ya da kapının önüne koyulacak bir insan mıydın?

Dolmuşsun işte ağzına kadar. Benliğinin derinliklerinden boşalıyordu her kelime yağmurdan kaçarcasına. Yanlış mı yapıyordun içindekileri anlatmakta, bilmiyordun. Kendini daha iyi hissedecektin bu ruh hallerinden bir sıyrılabilseydin.

Tüm bunların bu şekilde sonuçlanacağını bile bile o kadar çok hata yaptın ki; ama kestiremedin bedelinin bu kadar ağır düşeceğini bünyene.

"Ne hatası?" diyeceksin. Sormak bile suçtu. Bunu bile sorgular mıydı insan?

Saçmaladın iyice anlaşılan. Anlaşılır hiçbir şey anlatmazken nasıl anlaşılabilirdi ki insan?

Duygu akışının önünü kestin, bozuldu dizelerde bütünlük, bir radyonun cızırdaması gibi. Hatan buydu işte. Çok yalnızdın. Sigaranı bile yakamıyordun. Yarı yolda bıraktı çakmağın seni. Çakmak bile acımasızken insanlar nasıl olmasındı ki. Bir yanıyor bir yanmıyor, çakmak bile oynuyordu seninle. Öyle çaresizdin işte.